Toryum Peşindeki Fizikçilerin Ölümü: Kaza mı, Komplo mu?
30 Kasım 2007 akşamı Isparta’ya doğru havalanan Atlas Jet uçağı, sadece 45 dakika sonra dağlık araziye çakıldı. Uçaktaki 57 kişiden hiçbiri kurtulamadı; anca...

30 Kasım 2007 akşamı Isparta’ya doğru havalanan Atlas Jet uçağı, sadece 45 dakika sonra dağlık araziye çakıldı. Uçaktaki 57 kişiden hiçbiri kurtulamadı; ancak bu sıradan bir hava kazası değildi. Çünkü uçakta Türkiye’nin ilk parçacık hızlandırıcısını kurma projesinin lideri Prof. Dr. Engin Arık ve genç fizikçilerden oluşan ekibi vardı. Onların ölümüyle birlikte, ülkemizin toryum temelli enerji bağımsızlığı hayalleri de kısmen yok oldu. Peki, bu olay basit bir pilotaj hatası mıydı, yoksa Türkiye’nin stratejik enerji hedeflerini baltalamak için düzenlenmiş bir sabotaj mıydı? Resmî kayıtların ötesine geçerek kazanın karanlık noktalarını, toryumun önemini ve sonrasında bilim politikalarında yaşanan gerilemeyi ele alıyoruz.
Engin Arık: Türkiye’nin Enerji Kaderini Değiştirebilecek Fizikçi
Prof. Dr. Engin Arık, yurt dışında kazandığı deneyimi ülkesine taşıyan bir vizyonerdi. ABD’de yüksek enerji fiziği doktorası yapmış, CERN’deki Atlas deneyi gibi projelerde yer almıştı. 1979’da Türkiye’ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi’ne katıldı ve kariyeri boyunca 100’den fazla makale yayımladı. Ancak onu farklı kılan, laboratuvar başarısının ötesinde bir ülke hayali kurmasıydı: Türkiye’yi bir parçacık hızlandırıcısına kavuşturmak ve bunu toryum yakıtlı bir nükleer reaktörle enerji üretimine dönüştürmek. Arık, bu hayalin gerçekleşmesi için önce CERN’e tam üyelik, ardından da Türkiye Hızlandırıcı Merkezi (THM) projesini başlattı. 1990’larda temelleri atılan bu projeyle, Ankara’da Türk Hızlandırıcı ve Radyasyon Laboratuvarı (TARLA) kurulacak, aşamalı olarak hızlandırıcı teknolojileri geliştirilecek ve nihayetinde toryumu elektriğe çeviren ADS (hızlandırıcı sürümlü sistem) reaktörü hayata geçirilecekti. Özellikle toryum kritikti; çünkü Türkiye, dünyanın en büyük toryum rezervlerine sahip ülkelerden biriydi. Eskişehir ve Malatya’daki yataklar, enerji arz güvenliğini kökten değiştirebilecek potansiyeli taşıyordu. Arık, devletten aldığı destekle bu projeyi 2007 yılına kadar ilerletmişti. Ta ki o uçağa binene kadar.
Kaza: Pilotaj Hatası mı, Sistemik İhmaller Zinciri mi?
Atlas Jet’in 4203 sefer sayılı uçağı, Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na iniş için alçalmaya başladığında ekip büyük bir navigasyon hatası yaptı. Uçak, güvenli vadi koridoru yerine kuzeybatıya saparak 1850 metre rakımlı Türbetepe’ye çarptı. Resmî kaza raporu, sebebi “kontrollü uçuşta yere çarpma” ve pilotaj hatası olarak açıkladı. Ancak detaylar incelendiğinde, işin içinde yalnızca pilotların olmadığı anlaşılıyor. Öncelikle uçak, kadrosu ve bakım kayıtları sorunlu bir şirketten kiralanmıştı. Kaptan pilotun MD83 tipinde yeterli deneyimi yoktu; yardımcı pilot ise emekli bir askerdi ve bu uçakla yalnızca 14 saat uçmuştu. Üstelik kokpitteki gelişmiş yer yaklaşım ikaz sistemi (EGPWS) sesli uyarı veremiyordu ve bu arıza hem ekip hem de bakım personeli tarafından bilindiği hâlde resmî kayıtlara geçirilmemişti. İniş için kritik olan bu sistem devre dışıyken, Isparta gibi dağlık bir coğrafyada gece körü iniş yapmak neredeyse imkânsızdı. Daha da tuhafı, kaza sonrası bulunan kara kutulardan ses kayıt cihazı günlerdir çalışmıyordu; uçuş veri kaydedicisi ise eksik veri içeriyordu. Havacılık kurallarına göre böyle bir arızanın en geç gün içinde giderilmesi gerekirdi, aksi hâlde uçağın havalandırılmaması zorunluydu. Bu tablo, kazanın sadece pilotlara yıkılamayacak kadar karmaşık olduğunu gösteriyor.
Sabotaj Şüpheleri: Kara Kutu, Laptop ve Dış Müdahale
Kazanın ardından yükselen en büyük soru işareti sabotaj ihtimaliydi. Projenin eş kurucularından Prof. Dr. Saleh Sultansoy, kazanın %99 ihtimalle dış güçlerin işi olduğunu savunuyor. Ona göre, uçağın elektronik sistemlerine dışarıdan müdahale edilerek yükseklik ve navigasyon verileri 500 metre saptırılmıştı; pilotlar dağa çarpana kadar kendilerini daha yüksekte sanıyordu. Bu iddiayı güçlendiren en önemli delillerden biri, kara kutu incelemesini yürüten Feridun Seren’in, başka bir helikopter kazasında kanıt karartma suçlamasıyla tutuklanması oldu. Seren, Atlas Jet kazasında doğrudan yargılanmasa da, aynı ekibin iki farklı olayda şaibeli raporlar hazırlaması kamuoyunda güveni sarstı. Bir diğer gizem ise Engin Arık’a ait dizüstü bilgisayarın enkazdan kaybolmasıydı. Laptopta toryum yakıt döngüsü, hızlandırıcı projesinin detaylı planları ve uluslararası yazışmalar vardı. Sıkı kontrol altındaki enkaz alanından böyle bir cihazın yok olması, olay yerine resmî ekiplerden önce ulaşan kişilerin olabileceği şüphesini doğurdu. Jeopolitik bağlamda da Türkiye’nin toryum hamlesi, enerji piyasasında dengeleri değiştirme potansiyeli taşıdığı için bazı devletlerin hedef tahtasına oturabilirdi. Ancak eşi Prof. Dr. Metin Arık, bilim insanına yakışır bir temkinle bu iddiaların kesin kanıttan yoksun olduğunu, asıl sorumluluğun içerdeki sistemsel ihmallerde aranması gerektiğini söylüyor.
Kazanın Ardından: Türk Biliminde Gerileme ve Kayıp Vizyon
Engin Arık’ın ölümü, yalnızca bir bilim insanının kaybı değil, aynı zamanda devlet politikalarında sert bir dönüşümün başlangıcı oldu. 2007 öncesinde CERN’e tam üyelik hedefine emin adımlarla yürünürken, kazadan sonra Türkiye 2015’te ancak sınırlı haklar sağlayan ortak üye statüsüne geçti. Aynı dönemde İsrail ve Sırbistan gibi ülkelerin tam üye olması, geride kalmışlığın acı göstergesiydi. CERN deneylerine ayrılan bütçeler %50’ye varan oranlarda kesildi, yurtdışı çalışmalar için izinler zorlaştırıldı ve proje onayları sürüncemede bırakıldı. Toryum çalışmaları ise tamamen rafa kalktı; 2003’te Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun aldığı araştırma kararı bir daha gündeme gelmedi. Her ne kadar TARLA laboratuvarı 2024 yılında ilk elektron hızlandırmasını başardıysa da, bu tesis Engin Hoca’nın öngördüğü 1 GeV enerjili proton hızlandırıcısından çok uzak, sadece endüstriyel bir araştırma birimi olarak kaldı. Bugün Türkiye’nin ilk nükleer santrali Rusya tarafından inşa ediliyor ve enerji bağımsızlığı ideali giderek uzaklaşıyor. Tüm bu fotoğraf, uçağın düşmesinden çok daha büyük bir sapmayı işaret ediyor: bilimsel özgüvenin ve uzun vadeli stratejinin kaybı.
Elbette yaşananların tam olarak aydınlatılması mümkün olmayabilir; fakat Engin Arık’ın mirası, ülkemizin bilim ve teknolojiyi yerli bir stratejiyle ayağa kaldırma zorunluluğunu hatırlatıyor. Hızlandırıcı teknolojisi ve toryum gibi stratejik alanlara yeniden yatırım yapmak, yalnızca kaybettiğimiz beyinlerin anısına değil, geleceğimizin enerji güvenliğine de bir saygı duruşu olacaktır.
🔍 Bunlar da Merak Ediliyor
Engin Arık kimdir ve neden önemlidir?
Prof. Dr. Engin Arık, deneysel yüksek enerji fiziği alanında çalışmış, Türkiye’nin ilk parçacık hızlandırıcısı projesini başlatan ve toryum yakıtlı nükleer reaktör vizyonunu savunan dünyaca tanınmış bir fizikçiydi.
Isparta uçak kazasında kimler hayatını kaybetti?
30 Kasım 2007’de düşen Atlas Jet uçağında 57 kişi öldü; bunların arasında Engin Arık, öğrencileri Özgen Berkol Doğan ve Engin Abat, Doğuş Üniversitesi’nden fizikçiler Şenel Fatma Boydağ, İskender Hikmet ve Mustafa Fidan bulunuyordu.
Toryum nedir ve Türkiye için neden önemlidir?
Toryum, nükleer reaktörlerde uranyuma alternatif bir yakıt olarak kullanılabilen, doğada bol bulunan bir elementtir. Türkiye, yaklaşık 374.000 ton ile dünyanın en büyük toryum rezervlerinden birine sahiptir; bu da enerji bağımsızlığı için stratejik bir fırsat sunar.
Atlas Jet uçak kazası sabotaj mıydı?
Kesin bir kanıt olmasa da, kara kutuların eksik kayıt tutması, ikaz sisteminin çalışmaması, Engin Arık’ın laptopunun kaybolması ve inceleme ekibinin başka bir kazada kanıt karartma suçlaması alması gibi olaylar, sabotaj ihtimalini gündemde tutmaktadır. Ancak resmî raporlar pilotaj hatası ve sistemsel ihmallere işaret etmektedir.
Kazadan sonra Türkiye’nin bilim politikaları nasıl değişti?
Kazanın ardından CERN’e tam üyelik hedefi terk edildi, parçacık hızlandırıcısı projeleri küçültüldü, toryum araştırmaları durduruldu ve uluslararası bilimsel işbirliklerinde ciddi bir gerileme yaşandı. Bu, ülkenin enerji ve teknoloji vizyonunda büyük bir daralmaya yol açtı.


